Pz08252019

Son güncellemePrş, 11 May 2017 7pm

Hadis

Gaybe İman

Onlar, gaybe iman ederler, namaz kılarlar ve kendilerine verdiğiniz rızktan infak ederler. (Bakara-3)

İnsanoğlu hayatı bu dünyada, ölümden sonra ve diriliş anında yaşar. Yüce Allah şöyle buyuruyor:

"Ölü iken kendisini dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir ışık verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkamayan kimse gibi olur mu?" (En'âm, 122)

 İnşaallah yeri gelince bu ayet üzerinde gerekli açıklamalarda bulunacağız.

"...iman ederler" İman, inancın kalbe yerleşmesi demektir. Bu kelime, güven anlamına gelen "emn" kökünden türemiştir. Sanki mümin, inandığı şeyi kuşku ve kuruntuya karşı korumaya almakta, güvende kılmaktadır. Bilindiği gibi kuşku ve kuruntu, inancın afetidir. Daha önce de değindiğimiz gibi imanın dereceleri vardır. Çünkü iman, bazen sadece bir şeyin özüne yönelik olur, onun gereklerine nüfuz etmez. Bazen biraz daha güçlü olup onun kimi gereklerini de kapsamına alır. Bazen de öyle güçlü olur ki, onun bütün gereklerini etkiler. Buradan da şu sonuç çıkar: İmanın sınıfları oranında müminlerin de sınıfları vardır.

"Gaybe..." Gayb, görünmeyen demektir ve görünenin karşıtıdır. Dolayısıyla duyularla algılanmayan her şey, gaybın kapsamına girer. O da, yüce Allah ve O'nun duyularımız tarafından algılanamayan büyük ayetleridir. Vahiy de duyularca algılanıp kavranmayan büyük ayetlerden biridir. Nitekim, "Sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler." ifadesinde de vahiy gerçeğine işaret edilmiştir. Şu hâlde, vahye iman etme ve ahirete kesin inanma karşısında "gaybe iman etme" ifadesiyle yüce Allah'a iman kastediliyor. Böylece dinin üç temel ilkesi tamamlanmış oluyor. Kur'ân-ı Kerim burada sırf somut algılarla yetinilmemesini, aklıselime ve katıksız usa da uyulmasını teşvik ediyor.

"Ahirete de kesin inanırlar." Ahirete inanmaktan söz edilirken, iman yerine, yakin (kesin inanma) fiili kullanılıyor. Sanki takva sıfatının, ancak ahirete hiçbir zaman unutulmayacak şekilde kesin bilgiyle inanmakla gerçekleşebileceğine işaret ediliyor. Çünkü insan bazen bir şeye inandığı hâlde, onun bazı gereklerinden gaflet ederek inancına ters davranışlar içine girebilir.

Ancak insan, önemli-önemsiz tüm amellerinden dolayı bir gün hesaba çekileceğini sürekli hatırında tutarsa, yoldaki engellere takılıp tökezlemez ve elbette Allah'ın haramlarını işlemeye yeltenmez. Nitekim yüce Allah şöyle buyuruyor:

"Nefsin isteğine uyma; sonra seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın yolundan sapanlar, hesap gününü unuttuklarından dolayı onlara çetin azap vardır." (Sâd, 26)

Burada yüce Allah, Allah'ın yolundan sapmanın, hesap gününü unutmaktan kaynaklandığını vurguluyor. Şu hâlde hesap gününü sürekli akılda tutmak, takva gerçeğinin doğup gelişmesine yol açar.

Onlar, Rablerinden bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler, işte onlardır. (Bakara-5)

"Onlar, Rablerinden bir hidayet üzeredirler." Hidayet tümüyle Allah'tandır ve kesinlikle O'ndan başkasına isnat edilemez. Ancak mecazî olarak hidayet fiili bir başkasına izafe edilebilir. İnşaallah ileride bu konuya daha geniş biçimde değineceğiz. Yüce Allah, muttakileri hidayet üzere olmakla nitelendirmiş, bir başka yerde de bunun özelliğini anlatmıştır: "Allah kimi hidayet etmek isterse, onun göğsünü açar." (En'âm, 125) Göğsü açmak; göğsü genişletmek, kapasitesini artırmak demektir. Bu genişlik, ondan her türlü darlığı, dar görüşlülüğü uzaklaştırır. Bunun sonucu olarak da kurtuluşa erer. Nitekim yüce Allah bir ayette şöyle buyuruyor: "Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir." (Haşr, 9) Yüce Allah bu surede de, "Onlar, Rableri tarafından bir hidayet üzeredirler." ifadesinin ardından şöyle buyuruyor: "ve kurtuluşa erenler, işte onlardır."

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile