Pazartesi, 08 May 2017 00:00

ASRIMIZ AYNASINDA NEHC’UL BELAĞA

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

On dört asırdan günümüze kadar dünya binlerce renk almış, kültürler değişmiş, gelişmiş, zevkler bambaşka olmuştur. Birileri eski kültür ve zevkin, Hz. Ali'nin (a.s) sözlerini beğenip karşısında saygıyla eğildiğini, yeni düşünce ve zevklerin ise daha farklı bir yargıda bulanabileceğini sanabilir. Fakat bilinmesi gerekir ki, Hz. Ali'nin (a.s) sözleri ister yapı ve biçim bakımından, ister anlam bakımından herhangi bir zaman ve mekânla sınırlı değil, bütün insanlara hitap eder ve evrenseldir. Şimdi çağımızdaki görüş sahiplerinin görüşlerini birazcık yansıtalım.

 

Mısır'ın eski müftüsü Merhum Şeyh Muhammed Abduh, vatanından uzak kalması ve tesadüf sonucu Nehc'ül-Belâğa'yla tanışan, bu eserle tanıştıktan sonra hayretlere kapılan ve sonuçta genç Arap nesli arasında bu mukaddes sahifeyi şerh ve tebliğe koyulan kimselerdendir.

O, Nehc'ül-Belâğa'ya yazmış olduğu şerhinin mukaddimesinde şöyle der:

"Arapça konuşan uluslararasında Hz. Ali'nin (a.s) sözlerinin Kur'ân-ı Kerim ve Resulullah'ın (s.a.a) sözlerinden sonra en üstün, en belâgatlı, en manalı ve en kapsamlı söz olduğuna inanmayan yoktur."

Kahire Üniversitesinde Ulum Fakültesi müdürü Ali el-Cündi, "Ali b. Ebitalib, Şi'ruhu ve Hikemuhu" adlı kitabının mukaddimesinde Hz. Ali'nin nesri hakkında şöyle der:

"Bu sözlerde insanın duygularına derinden derine işleyen özel bir müzik ritmi var. Seci açısından o kadar manzum ve uyaklıdır ki, bu özelliğinden dolayı ona 'mensur şiir' diyebiliriz."

Ali el-Cündi, Kudame b. Cafer'in şöyle dediğini nakleder:

"Bazıları kısa sözlerde güçlüdürler, bazıları ise uzun hutbelerde. Ali ise, bütün diğer faziletlerde olduğu gibi bu ikisinde de herkesten öne geçmiştir."

Mısırlı tanınmış çağdaş edebiyatçı ve yazarlardan Tâ-hâ Hüseyn, "Ali ve Benûhu" adlı kitabında, Cemel Savaşında şüpheye kapılan ve kendi kendine, "Talha ve Zübeyr gibi kişilerin hata etmesi nasıl mümkündür?!" diyen bir adamın hikayesini nakleder. Adam sonunda içinden geçenleri Hz. Ali'ye (a.s) açıp o hazrete; "Böyle yüce ve misli olmayan kimseler nasıl hata etmiş olabilirler?" diye sorduğunda Ali (a.s) onun cevabında şöyle buyurur:

"Sen yanılıyorsun. Hak ve batıl insanlarla tanınmaz. Sen önce hakkı tanı, sonra hak üzere olanları tanırsın; önce batılı tanı, sonra batıl üzere olanları tanırsın."

Yani bu konuda hata ediyorsun, işi tersine çevirdin. Sen insanların yücelik ve alçaklığını hak ve batıl ölçeği ile ölçeceğine, daha önce önyargılarınla bellediğin azamet ve alçaklıkları hak ve batıla ölçü ettin. Sen hakkı insan kıstasıyla tanımak istiyorsun! Oysa aksini yapman gerekir. Önce hakkı tanı, sonra kimin hak üzere olduğunu anlayacaksın; önce batılı tanı, sonra kimin batıl olduğunu göreceksin. İşte bu aşamadan sonra kimin hak yanlısı ve kimin batıl yanlısı olduğuna önem vermez, o kişilerin hata ettiği konusunda şüpheye ve hayrete düşmezsin.

Taha Hüseyin bu cümleleri naklettikten sonra şöyle diyor: "Ben, Allah'ın vahyi ve kelâmından sonra bu kadar güçlü, bu kadar akıcı ve beliğ bir cevap görmedim ve tanımadım."

"Emir'ul-Beyan" (Beyan padişahı) lakabıyla bilinen Şekib Erselan, günümüzün güçlü Arap yazarlarından biridir. Mısır'da onun için düzenlenen bir takdir toplantısında oradakilerden birisi tribüne çıkarak konuşmasının bir yerinde şöyle der: "İslâm tarihinde gerçekten de 'Söz Padişahı' diye lakaplanmaya layık olan iki kişi vardır: Biri Ali b. Ebu Talip, diğeri ise Şekib."

Bu sözü duyan Şekib Erselan, üzgün ve kızgın bir hâlde yerinden kalkarak tribünün arkasına geçer ve böyle bir mukayesede bulunan arkadaşına yakınarak şöyle der:

"Ben nerede, Ali b. Ebu Talip nerede! Ben Ali'nin ayakkabısının bağı bile sayılmam."[1]

Günümüz Hıristiyan yazarlarından Lübnanlı Mihail Nüeyma, Lübnanlı Hıristiyan Corc Cordak'ın "el-İmam Ali" kitabına yazmış olduğu mukaddimesinde şöyle der:

"Ali sadece savaş meydanında kahraman değildi, aksine o, her alanda kahramandı: Kalp sefasında, vicdan temizliğinde, beyanının sihirli çekicilik ve cezzabiyetinde, gerçek insanlıkta, iman gücünde, vakarlı, görkemli huzur ve asayişinde, mazlumlara yardımcı olmada, her yerde ve her sahada hakikate teslim olmada. O, bütün bu alanlarda kahramandı."

Sözümüzü burada tamamlayarak Hz. Ali'nin (a.s) sözlerini methedenlerin, övenlerin görüşlerine daha fazla değinmek istemiyoruz. Çünkü Hz. Ali'nin (a.s) sözünü metheden, gerçekte kendini methetmiştir.

"Mâdih-i hurşîd, meddâh-i hod-est

Ki do çeşmem roşen-o na muremmed-est."

(Güneşi metheden, methetmiştir özünü

Sağlam kılmış, güçlü bilmiştir gözünü.)

Bu konudaki sözümüzü Hz. Ali'nin (a.s) kendi sözüyle bitiriyoruz:

Bir gün İmam Ali'nin (a.s) ashabından biri bir hutbe okumak istedi; ama dili tutulup bir şey söyleyemeyince o hazret şöyle buyurdu:

"Dil insanın bir parçası olup zihninin emrindedir. Zihin kaynamaz da geri çekilirse, dilin elinden bir şey gelmez. Fakat zihin açıldığında artık dile (konuşma) fırsatı vermez."

Daha sonra şöyle devam etti:

"Biz söz ordusunun komutanlarıyız. Söz ağacı bizim aramızda kök salmış, yerleşmiş, dalları bizim başımız üzerinde sarkmıştır."[2]

Cahiz, "el-Beyan ve't Tebyin" adlı kitabında Abdullah b. Hasan'dan (Abdullah Mahz'dan) Hz. Ali'nin (a.s) şöyle buyurduğunu nakleder:

"Biz beş açıdan başkalarından üstünüz: Fesahat, yüz güzelliği, af ve görmezlikten gelme, cesaret ve yiğitlik, kadınlar arasında sevilme."[3]

--------------------------------------------------------------------

[1] - Bu olayı, günümüz bilginlerinden Lübnanlı Muhammed Cevad Muğniye, birkaç yıl önce Mukaddes Meşhed şehrinde kendisi için düzenlenen şeref toplantısında nakletti.

[2]- Nehc'ül-Belâğa, Hutbe: 231

[3]- c.2, s.99.

Okunma 723 kez Son Düzenlenme Salı, 16 May 2017 19:06

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

Son mesajlar