Çrş10052022

Son güncellemeSal, 29 Ara 2020 6pm

Back Ana Sayfa Ehlibeyt (a.s) Bu Ümmetin İmamları On İkidir

Ehlibeyt (a.s)

Bu Ümmetin İmamları On İkidir


Allame Seyit Murtaza Askeri (r.a)
Kitap ve Sünnet Eksininde Vahdet
Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla
Hamt Âlemlerin Rabbine ve salat ve selam, Muhammed (s.a.a) ve onun tertemiz Ehlibeyti (a.s) ve seçkin ashabına olsun.
Biz Müslümanlar yekvücut içsel ve ihtilaflı konular sebebiyle birbirimize düştük ve İslam düşmanları, bilmediğimiz dışsal yollardan vahdetimizi parçalayıp görkemimizi zayıflatarak bizi güçsüzleştirdiler ve bize galebe çaldılar. Hâlbuki Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Allah ve Resûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” Enfal/46
“Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah çoğunu affeder.” Şura/30
Dolayısıyla bizlere yakışan bu gün ve her gün Kitap ve sünnete dönmemiz ve Kitap ve sünnet ekseninde vahdet kelimesini yakalamak olacaktır. Nitekim Allah Teala şöyle buyurmaktadır: “Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah'a ve Resûl'e götürün.” Nisa/59
Biz de ele alacağımız bu konularımızda Kitap ve sünnete müracaat ederek Allah’ın izniyle tekrar vahdetin oluşturulması için ihtilaflı konuları Kitap ve sünnetin aydınlatıcı ışığında halletmeye çalışacağız.
İslam alim ve düşünürlerinin de bu alanda bize eşlik ederek kendi görüşlerini bize göndermelerini ümit ediyorum.
Peygamberin (S.A.A) İmamların (A.S) Sayısının On İki Olduğuna Dair Apaçık Hadisi:
Allah Resulü (s.a.a) kendisinden sonra gelecek imamların on iki kişi olduğunu bildirmiştir. Sahih kitap sahipleri bu konuyu Peygamberden (s.a.a) rivayet eden ravilere kitaplarında yer vermişlerdir ki bu kimseler şunlardan ibarettir:
a)    Müslim kendi sahihinde Cabir b. Semure’nin şöyle dediğini naklediyor: “Kıyamet gelip çatıncaya ve tamamı Kureyş'ten olup da üzerinizde halifelerim olan on iki kişi gelip geçinceye kadar din, sapasağlam ve dipdiri kalacaktır.Bu halifelerin hepsi Kureyştendir.”
Başka bir rivayette şöyle gelmiştir: “Halkın işleri sürekli yolundadır…”
Diğer iki rivayette şöyle gelmiştir: “On iki halife sizin başınızda olduğu sürece.”
Başka bir hadiste şöyle buyrulmuştur: “On iki kişi sona erinceye kadar.”[1]
Sahih-i Buharî'de Cabir b. Semure'den şöyle rivayet edilir:
Allah Resulü'nün (s.a.a) "Emir sahipleri 12 kişidir" buyurduğunu duydum. Ardından, bir şey daha söyledi, ama onu tam olarak anlayamadım. Babamdan sorduğumda dedi ki: Allah Resulü, "Onların tamamı Kureyş'tendir." buyurdu.
Bir başka rivayette de şöyle geçer:
Allah Resulü (s.a.a) bir şey daha söyledi; ama ben anlayamadım, babamdan "Peygamberimiz ne buyurdu?" diye sordum. "Hepsi de Kureyş'tendir” buyurdu." diye cevap verdi.[2]
Bir rivayette de buna ilaveten şu cümle geçer:
“Düşmanların kin ve nefretleri onlara hiçbir zarar veremez.”[3]
b)    Bir rivayette şöyle nakledilmektedir:
“Bu ümmetin işi yolunda gidecek ve düşmanlarına daima galip olacaktır; hepsi de Kureyş'ten olan 12 halefimin iktidarı boyunca durum bu minval üzere olacaktır. Onların iktidarı sona erdikten sonra ortalık karışacak, her şey alt üst olacaktır.”[4]
c)     Bir başka rivayette de bu hadis şöyle geçer:
“Bu ümmetin 12 yöneticisi olacaktır. Hepsi de Kureyş'ten olup, onlara itina göstermemek, onlara hiçbir zarar veremeyecek bilakis, itaat etmeyen zarar görecektir.”[5]
 
d)    Aynı hadis, bir rivayette de şöyledir:
“12 kişi yönetimde bulunduğu sürece insanların işi yolunda gidecek.”[6]
e)     Enes b. Mâlik de bu hadisi şöyle rivayet eder:
“Kureyş'ten olan on iki kişi hayatta olduğu sürece bu din de varlığını koruyacaktır; onların devri tamamlanınca yeryüzü ehlini yutacaktır.”[7]
f)      Aynı hadis bir diğer rivayette de şu şekilde geçer:
“Tümü Kureyş'ten olan 12 yönetici kıyam ettiği sürece halkın işleri yolunda olacaktır.”[8]
g)     İbn Mes'ud'dan Kur'ân öğrenmekle meşgul olduğumuz bir akşamdı, adamın biri söze karışarak, "Ey Ebu Abdurrahman!" dedi, "Resulullah'tan, bu ümmetin başına geçecek halifelerinin kaç kişi olduğunu sordunuz mu?" İbn Mes'ud şöyle cevap verdi: Irak'a geldiğimden beri kimse bu soruyu sormadı benden. Evet, Hz. Peygamber'den bunu sorduk; İsrail Oğulları'nın nakibleri sayısınca, yani 12 kişi olduğunu söyledi."[9]
h)    İbn Mesud'un Hz. Resulullah'tan (s.a.a) şöyle rivayet ettiği nakledilir:“Benden sonra halifem olacak kişilerin sayısı, Musa'nın ashabının sayısı kadardır.”[10]
İbn Kesir, bu cümleden sonra şöyle yazar: Aynı mealdeki bir hadis Abdullah b. Ömer, Huzeyfe ve İbn Abbas'tan da rivayet edilmiştir. İbn Kesir'in kastettiği bu rivayetin, Hâkim Haskanî'nin mi, yoksa bir başkasının mı İbn Abbas'tan aktardığı rivayet olduğu ise belli değildir.[11]
Yukarıda en güvenilir kaynaklardan, üstelik çeşitli şekillerde ve defalarca aktardığımız bütün bu rivayet ve hadislerin de net olarak ortaya koyduğu üzere Hz. Resulullah'tan (s.a.a) sonra ümmeti idare edecek olan ve onun halifesi bulunan kişilerin sayısı 12'dir ve bunların tamamı Kureyş'tendir. Bu hadislerde defalarca geçen, "Kureyş"tendirler ibaresini Emirü'l-Müminin Hz. Ali (a.s) açıklamakta ve şöyle demektedir:
“Ümmetin imamlarının hepsinin Kureyş'ten olduğu buyruğu, hepsinin "Hâşim Oğulları" boyundan olduğudur, Kureyş'in başka boylarından değil! Çünkü Kureyş'in diğer boylarının ümmetin imametini üstlenebilecek salahiyet ve yetkileri yoktur.”[12]
Aynı şekilde Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor:
“Yeryüzü, Allah'ın hükümleriyle hükmeden bir kâim ve hüccetten asla yoksun kalmayacaktır; ister Allah'ın bu hücceti açık, aşikâr ve tanınmış olsun, ister İslâm dininin yok olmaması ve Allah'ın delil ve burhanlarının unutulmaması için düşmanların elinden gizlenmiş ve gözlerden saklanır hâle gelmiş olsun!”[13]
Tevrat’ta On iki İmam
İbn-i Kesir, meşhur Tarih'inde şöyle yazar:
“Yahudilerin elinde bulunan Tevrat'ta şöyle bir mazmun geçer: Allah Tealâ İbrahim'i İsmail'in doğumuyla müjdeledi ve İsmail'le onun evlâtları vasıtasıyla soyunun üreyip çoğalacağını ve bunların arasından çok değerli 12 büyüğün zuhur edeceğini bildirdi.”
İbn Kesir bunu aktardıktan sonra şöyle devam ediyor:
“İbn Teymiye, bu çok değerli büyük insanların; Cabir b. Semure'nin rivayet ettiği hadiste zuhur edip bu İslâm ümmet içinde ard arda gelecekleri müjdelenen 12 kişi olduğunu söylemiş ve dünya, ancak onların zuhurundan sonra son bulacaktır demiştir.”
Daha sonra İbn-i Kesir kendi görüşünü şöyle açıklamaktadır:
“Müslüman olan Yahudilerin çoğu, Rafizîlerin imamlarının, Tevrat'ta müjdelenen bu 12 kişi olduğunu zannederek bir hataya kapılmış ve Şiî olmuşlardır.”[14]
İbn-i Kesir'in bahsettiği müjdeleme olayı bugün Yahudilerin elindeki Tevrat'ın 18-20 no'lu, 17. ashah, Sıfr-i Tekvin'de geçmektedir. Bu müjdenin İbranice aslı, Sıfr-i Tekvin'de Hz. İbrahim'e "Rab"bin sözü olarak verilmekte ve şöyle denilmektedir:
“ ...İsmail'e bereketlendiririm, yetiştirip büyütür, evlâtlarını çoğaltırım; onun soyundan 12 imam türetir, büyük bir ümmet meydana getiririm.”[15]
Tevrat'taki bu bölüm, Hz. İsmail'in (a.s) soyunun çokluğuna, her yeri kaplamasına ve bereketine değinmektedir. İbranice'de "şenîm oşâr" erkek sıfatı, sonundaki ek "yem" de çoğul ekidir;[16] "ne-siyem" imamlar, önderler, halifeler, liderler gibi anlamlara gelir ki tekili "imam, lider" anlamındaki "nâsiy"dir.[17]
Bu müjdede "Rabb"in İbrahim'e (a.s) müjdesi ise şöyle geçmektedir: "Fi tentiyf guy-ı gedul"un ilk kısmı iki bileşikten oluşmuştur; yani "fi" belirteciyle "nâten" fiilinden oluşmuştur (oluşturur, veya: giderim anlamında). "Netetif"in sonunda "Yef" zamiri İsmail'e eklendiğinden şu anlama gelir: "Onu tayin ettim."[18] Ümmet anlamına gelen "guy"la[19], büyük anlamına gelen "gedul"[20] birlikte şu anlama gelir: "Onu büyük bir ümmet ederim."
Bundan da şu netice alınmıştır: Bereket ve üreme çokluğu sadece Hz. İsmail'in (a.s) sulbünde belirlenmiş ve apaçık bir şekilde Hz. Resul-i Ekrem'le (s.a.a) onun temiz Ehlibeyt'inin imamları kastedilmiştir. Çünkü Hz. Resulullah'la (s.a.a) onun Ehlibeyt'i Hz. İsmail'in (a.s) neslinin devamıdırlar. Bilindiği gibi Allah Tealâ Hz. İbrahim'e, Nemrud'un ülkesinden Şam'a hicret etmesini emretmişti. O da bu emri yerine getirerek karısı "Sara" ve Hz. Lut'la (a.s) birlikte Allah Tealâ'nın emrettiği şekilde hicret ederek Filistin'e geldi. Filistin'de
Allah Tealâ, Hz. İbrahim'e (a.s) çok miktarda mal mülk verdi, o kadar ki, o ellerini semaya açıp "Ya Rabbim!" dedi, "Benim çocuğum olmadıktan sonra bu kadar malı mülkü ne edeyim ben?" Bunun üzerine Allah Azze ve Celle "Gökteki yıldızlar kadar evlât vereceğim sana!" şeklinde vahyetti Hz. İbrahim'e (a.s).O günlerde Hacer, Hz. İbrahim'in (a.s) eşi Hz. Sara'nın (a.s) hizmetçisiydi. Sara, Hacer'i Hz. İbrahim'e (a.s) bağışladı; Hacer, çok geçmeden hamile kalarak Hz. İsmail'i (a.s) dünyaya getirdi. Hz. İsmail (a.s) dünyaya geldiğinde Hz. İbrahim (a.s) 86 yaşındaydı.[21]
Kur'ân-ı Kerim Hz. İbrahim'in (a.s) Allah Tealâ'dan bu istekte bulunuşunu şöyle aktarır:
“Rabbimiz, gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında, ekin ekilmez, ot yeşermez çorak bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namaz kılsınlar diye! Böylelikle sen, insanların kalplerini onlara ilgi duyar kıl ve onları çeşitli ürünlerle rızıklandır. Umulur ki şükrederler!” İbrahim/37
Bu ayet-i şerife de göstermektedir ki Hz. İbrahim (a.s) çocuklarından bir kısmını -ki bunlar Hz. İsmail ve onun soyundan üreyecek olanlardır- Mekke'ye yerleştirmiş ve Allah Tealâ'dan onlara özel bir rahmette bulunmasını ve onları kıyamete değin insanların imamı kılmasını istemiştir. Allah Tealâ da onun bu duasını kabul buyurmuş ve Hz. Muhammed'le (s.a.a) onun soyundan gelen 12 imamı, onun zürriyetinde yerleştirmiştir.
Nitekim İmam Bâkır (a.s) şöyle buyurmaktadır:“Biz, Hz. İbrahim'in (a.s) Allah'tan istemiş olduğu o soy ve zürriyetin yâdigârlarıyız!”[22]
Zikri Geçen Hadislerin Kısa Özeti
Zikri geçen hadislerden özetle alınan netice şöyledir: Bu ümmetin imamlarının sayısı peşi sıra gelen on iki kişi olup on ikinci imamdan sonra bu dünyanın ömrü sona erecektir.
Birinci hadiste şöyle gelmişti: Kıyamet gelip çatıncaya ve tamamı Kureyş'ten olup da üzerinizde halifelerim olan on iki kişi gelip geçinceye kadar din, sapasağlam ve dipdiri kalacaktır…
Bu hadis İslam dininin kıyamet gününe kadar dimdik ayakta olacağını belirtmekte ve bu ümmetin imamlarının sayısını on iki kişi bilmektedir.
Beşinci hadiste şöyle gelmişti:
Kureyş'ten olan on iki kişi hayatta olduğu sürece bu din de varlığını koruyacaktır; onların devri tamamlanınca yeryüzü ehlini yutacaktır.
Bu hadiste de din ve dünyanın bekası on iki imamın ömrünün sonu bilinmiştir.
Sekizinci hadiste ise imamların sayısı on iki bilinmiş ve şöyle buyrulmuştur: Benden sonra halifelerin sayısı Musa’nın ashabının sayışıncadır.
Bu hadis Peygamberden (s.a.a) sonra on iki halife dışında başka halife olmayacaktır.
Bu hadiste yer alan lafızlar açıkça şuna işaret etmektedir: Halifelerin sayısı yalnızca on ikidir ve onların sona ermesiyle kıyametin sonu gelecektir.
Dolayısıyla on iki imamlardan birisinin ömrünün sıradan insanların aksine uzun ve harikulade olması gerekir. Öyle ki hali hazırda Allah Resulünün (s.a.a) vasilerinden birisi olan on ikinci imamın ömrü bu şekildedir.
Bu Hadisin Tefsirinde Alimlerin Şaşkınlığı
Ehlisünnet alimleri Peygamberden (s.a.a) nakledilen On iki imam hadisinin açıklanmasında şaşkınlığa düşmüş ve çeşitli görüşler sunmuşlardır.
İbn-i Arabi şöyle diyor: “Biz Allah Resulünden sonra (s.a.a) halifeleri sayarak bu halifelerin şunlar olduğunu gördük: Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Hasan, Muaviye, Yezid, Yezid oğlu Muaviye, Mervan, Mervan oğlu Abdulmelik, Velid, Süleyman, Ömer b. Abdülaziz, Abdulmelik oğlu Yezid, Mervan oğlu Muhamme-d'in oğlu Mervan, Seffah...”
İbn-i Arabî bu şekilde sırasıyla bütün zahiri halifelerin adını sayıp gitmekte ve kendi zamanına kadarki 27 Abbasî halifesini de bu rakama eklemeyi ihmal etmemekte, sonra da şöyle yazmaktadır:
Bu isimler arasında ard arda hilâfetin başına geçenleri ayırırsak, 12. kişi Süleyman b. Abdulmelik olur ve böylece on iki sayısı tamamlanır. Ama eğer gerçek anlamda Hz. Re-sulullah'ın (s.a.a) halifeleri ve bu isimler arasında hakiki i-mamların kim olduğuna bakarsak, ancak beş kişiyi buluruz: İlk dört halife ve Ömer b. Abdülaziz! Dolayısıyla ben bu hadise bir anlam veremedim.[23]
Kadı İyaz, bu söze cevaben Hz. Peygamber'in (s.a.a) halifelerinin sayısının 12'den fazla olduğunu iddia ederek şöyle der:
“Bu itiraz geçerli değildir,çünkü Hz. Peygamber (s.a.a) "Halifelerim 12'dir." demiş; ama "12'den daha fazla olmayacak." da dememiştir! Bu 12 kişinin halifelik makamına geçmiş olduklarından hiç şüphe yoktur; ama bu durum, sayılarının daha fazla olamayacağı anlamına da gelmez.”[24]
Suyuti bu sözün cevabında şöyle naklediyor:
Bu hadiste kastedilen şey; ard arda gelmemiş olsalar da, İslâm'ın bâki kaldığı sürece, yani kıyamete kadarki zaman sürecinde, hakkın ihkakı için kıyam edecek olan gerçek halifelerdir.[25]
İbn-i Hacer Askalani, Fethu'l-Bâri adlı tanınmış eserinde şöyle yazar:
“Bu 12 imamdan dördü, geçmiş dört halifedir.Geriye kalan sekizi ise zorunlu olarak kıyamete kadar tamamlanması gerekir.”[26]
İbn-i Cevzî şöyle diyor: “Bu hadiste geçen "...sonra da kargaşa ve anarşi hüküm sürecek." buyruğundan maksat, Deccal'in hurucu ve benzeri gibi kıyametin yaklaştığına delâlet eden ahir zaman fitne ve alametleridir.”[27]
Yine Suyuti şöyle diyor: “Peygamber'in (s.a.a) sözünü ettiği 12 halifenin dördü, ilk dört halifedir; onlardan sonra Resulullah'ın (s.a.a) halifeleri sırasıyla şunlardır: Hasan, Muaviye, Abdullah b. Zübeyir, Ömer b. Abdülaziz; buraya kadar 8 kişi olmuş olur. Abbasî halifeleri arasında Emevîlerin Ömer b. Abdülaziz'i gibi olan Abbâsî halifesi Mehdi'yi de sayar, adil ve dürüst bir insan olan Abbasî halifesi Tahir'i de buna eklersek on kişi olurlar, böylece 2 kişi kalmış olur; onların da zuhur etmesini beklemek gerekiyor. Bunlardan biri, şüphesiz Hz. Resulullah'ın (s.a.a) Ehlibeyt'inin Mehdi'sidir.”[28]
Ve yine şöyle denilmiştir:“Bu hadisten maksat, İslâm'ın iktidarda bulunduğu en görkemli ve en güçlü çağlarında, başta bulunacak olan 12 halifedir ki onların zamanında İslâm güç ve iktidarın doruğunda olacak ve herkes onların halifeliğini onaylayacaktır.”[29]
Beyhakî şöyle diyor: “Söz konusu hadiste kullanılan sıfata binaen, bu sayıda halife, Abdulmelik Mervan'ın torunu Velid b. Yezid'e kadar işbaşına geçmiş olanlardır. Çünkü Velid'den sonra ortalık karışmış ve Abbasîler Devleti kuruluncaya kadar her tarafta anarşi hüküm sürmüştür. Ancak, söz konusu halifelerin özellikleri nazara alınmaksızın bu kargaşa döneminden sonra başa geçen halifeler de göz önünde bulundurulursa sayıları, hadiste geçen 12 sayısından daha fazla olacaktır.”[30]
Ve yine şöyle denilmiştir: “Söz konusu halifelerin kimler olduğu hususunda ittifakla kabul görenler şunlardır: İlk üç halife, yani Ebu Bekir, Ömer ve Osman, sonra da Sıffin Savaşı'ndaki "Hakemiyet Ha-disesi" vuku buluncaya kadar Ali'dir. Çünkü bu olayda Mua-viye halifelik iddiasında bulunmuştur. Hz. Hasan, Muaviye ile barıştıktan sonra Muaviye'nin ve ondan sonra da Yezi-d'in halife olduğu hususunda icma olmuştur. Çünkü Hüseyin (a.s.) halifeliğe geçmeden öldürülmüştür. Yezid öldükten sonra ise, halifelik konusunda ihtilâf başlamış ve Zübe-yir oğlu Abdullah'ın öldürülüşünden sonra halk Mervan oğ-lu Abdulmelik'in halifeliği konusunda icma etmiş, ondan sonra da dört oğlu Velid, Süleyman, Yezid ve Hişâm'ın -ki Ömer b. Abdülaziz'in başa geçmesi Süleyman'la Yezid ikti-darı arasındaki kısa bir döneme rastlar- halife olması konusunda icmaya varılmıştır. Bunların on ikincisi Velid b. Yezid b. Abdulmelik'tir ki o da Hişâm'dan sonra halife olmuş, dört yıl iktidarı elinde bulundurmuş, hilâfeti hususunda icma edilmiştir.”[31]
Dolayısıyla bu on iki kişinin hilâfeti sahihtir; çünkü Müslümanlar bu konuda icma etmiş, Resulullah (s.a.a) da Müslümanlara onların hilâfete geçip İslâm dinini halka aktaracaklarını müjdelemiştir!
İbn-i Hacer bu görüşün yorumunda şöyle diyor: "Söz konusu hadisi açıklayan en doğru yorum budur."
İbn-i Kesir şöyle diyor: “Bu hadisin yorumu konusunda Beyhakî'nin öne sürmüş olduğu ve Hz. Resulullah'ın (s.a.a) ard arda gelen halifeleri olarak buyrulan zevatın fâsık Velid b. Yezid b. Abdulmelik'e kadar sırasıyla halifelik tahtına oturan halifeler olduğu yolunda bu görüşü destekleyen bazı âlimlerin görüşü, gerçekte kabul edilebilir değildir.”
Zira Velid b. Yezid b. Abdulmelik'e kadar ard arda hilâfete geçen halifelerin sayısının 12'den fazla olmasının delili şudur:  "Hulefa-i ra-şidin", yani Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali'nin hilâfette bulundukları bir gerçek, böylece 4 halife oluyor. Sonra da Hasan (a.s.) halife oldu, çünkü Hz. Ali kendisinden sonra halife olarak ona biat edilmesi vasiyetinde bulunmuştu, bu nedenle de Irak halkı Hz. Hasan'a (a.s.) biat etti... Nihayet onunla Muaviye barıştı.Muaviye'den sonra oğlu Yezid, ondan sonra da Yezid'in oğlu Muaviye, ardından sırasıyla Mervan b. Hakem, onun oğlu Ab-dulmelik b. Mervan, Velid b. Abdulmelik, Süleyman b. Abdulmelik, Ömer b. Abdülaziz, Yezid b. Abdulmelik, Abdulmelik'in oğlu Hişâm halife oldu ki buraya kadar 15 kişi olmaktadır; daha sonra Velid b. Yezid b. Abdulmelik ve eğer Abdulmelik'ten önce iktidarda bulunmuş olan Zübeyir oğlu Abdullah'ı da sayacak olursak bu rakam 16 olacaktır!Bu halifelerin ard arda 12'ye kadar sayılması hâlinde ise sıra Ömer b. Abdülaziz'e gelmeden 12 rakamı tamamlanmakta ve o zaman da neticede meselâ Muaviye oğlu Yezid pekalâ "Peygamber'in hak halifeleri"nden sayılabiliyorken, bütün hadis imamlarının saygı ve övgüyle andığı ve çoğu yerde "hulefa-i raşidine" denk sayılan halkın, adaletinde icmâ ettiği, hilâfeti dönemi en adaletli dönem bilinen ve hatta bu özelliği Rafizîler tarafından da itiraf edilen Ömer b. Abdülaziz bu grubun dışında bırakılarak Hz. Peygamber'in (s.a.a) hadis-i şerifinde buyurmuş olduğu halifeler grubunun içine dahil edilememektedir!
 
Ne var ki Beyhakî "biz sadece hakkında ümmetin icma etmiş olduğu halifeleri tanıyoruz." diyecek olsa bile yukarıdaki ifadeleriyle yine çelişecek ve bu durumda Hz. Ali'yle oğlu Hasan'ın bu halifeler listesinden çıkarılması gerekecektir; çünkü Şam halkının tamamı bu iki halifeyi halife olarak tanımış ve onlara biatte bulunmuş değildi.
 
Beyhakî daha sonra şöyle diyor: “Bazı âlimler Muaviye'yle onun oğlu Yezid'i ve Yezid'in oğlu Muaviye'yi de bu gruba katmakta, ama Mervan b. Hakem'le Zübeyir oğlu Abdullah'ı bu gruba katmayarak "ümmetin tamamı onlara biat etmiş değildi.
Bu durumda sadece şu halifelerin Hz. Resulullah'ın (s.a.a) hak halifeleri olduğunu söylemek gerekir: Ebu Bekir, Ömer, Osman, Muaviye, Yezid, Abdulmelik b. Mervan, Velid b. Süleyman, Ömer b. Abdülaziz, Yezid ve Hişâm! Buraya kadar on kişi oluyor; bunlardan sonra, fâsık ve ahlâksız bir adam olan Velid b. Yezid b. Abdulmelik gelmektedir ki Ebu Talib oğlu Ali'yle, onun oğlu Hasan'ın bu gruba dahil olmaması gerekir [çünkü aksi durumda on iki sayısını geçiyor] ki bu da Ehlisünnet ve Şia ulemasının görüşüne aykırıdır.”[32]
İbn-i Cevzî, Keşfu'l-Müşkil adlı eserinde bu müşkülün halli için iki yol öne sürmekte ve şöyle demektedir:
Birincisi: Peygamber (s.a.a) bu hadisinde kendisi ashabı sonrasına işaret etmiyor, çünkü onun ashabı da tıpkı kendisi gibidir. Binaenaleyh Peygamber (s.a.a) aslında ashabından sonra iş başına gelecek olan halifelerden bahsetmektedir. Öte yandan, o bilhassa Emevî halifelerini kastediyor olsa gerektir; çünkü "onlar var oldukça dine zeval gelmeyecek..." buyurmaktadır ki bununla da hükümet ve devletin, onların iktidarı boyunca güçlü bir şekilde süreceğini, onlardan sonra ortalığın karışarak günden güne durumun daha vahim bir hal alacağını buyurmak istemektedir. Bu esasa göre söz konusu halifelerin Emevî soyundan gelen ilki, Muaviye'nin oğlu Yezid ve sonuncusu da Mervan-ı Hımâr olsa gerektir ki toplam 13 kişi olmaktadırlar.
Osman, Muaviye ve Zübeyir'in oğlu Abdullah, sahabeden sayıldıkları için bu sıralamada yer alamamışlardır! Mervan b. Hakem de, bir yandan sahabeliği tartışılır olduğu, bir yandan da halifeliğinde bütün halkın icma ettiği Zübeyir oğlu Abdullah'ı zorla ve cebren saf dışı bırakmak suretiyle halifelik tahtına oturmuş olduğu için bu gruba dahil edilemeyecektir. Bilhassa iktidarın Emevîlerden Abbasîlere geçmesiyle birlikte kargaşa ve anarşi başlamış, derken Abbasîler daha sonra duruma hâkim olmuş, ama bu sefer de her alanda köklü değişiklikler olmuştur.[33]
İbn-i Hacer, İbn-i Cevzî'nin bu mantık mukayeselerinin tamamen geçersiz ve batıl olduğunu söylemekte ve tanınmış eseri Fethu'l-Bâri de bu tür istidlalde bulunmayı reddetmektedir.
İkincisi: İbn-i Cevzî'nin 2. görüşü, Ebu'l-Hasan Münadi'nin el-Mehdi adlı kitabına dair izlenimleridir. İbn-i Cevzî şöyle diyor:
“Bu 12 kişinin, Mehdi'nin zuhurundan sonra, ahir zaman-da zuhur edip iktidarı ele geçirmeleri de pekalâ muhtemeldir. Çünkü ben, Danyal'ın kitabında Mehdi'nin ölümünden sonra Sıbt-ı Ekber'in torunlarından beş kişi, onlardan sonra da Sıbt-ı Asgar'ın torunlarından beş kişinin iktidara geçeceğini ve halife olacağını okudum. Sıbt-ı Asgar'ın (İmam Hüseyin'in) oğullarının sonuncusu, kendisinden sonra halifeliği Sıbt-ı Ekber'in (İmam Hasan'ın) evlâtlarından olan birine bırakacak, ondan sonra da onun oğlu halife olacak ve böylece sayıları toplam 12 kişiyi bulacaktır ki bunların hepsi Mehdi'dirler.”
Yukarıdaki düşüncelerin sahibi, bir başka yerde de şöyle diyecektir: Başka bir rivayette şöyle gelmiştir: Mehdi'den sonra 12 kişinin iktidar dönemi başlayacaktır. Bunların altısı İmam Hasan'ın, beşi İmam Hüseyin'in evlâtlarından olacak, on ikincinin ise bunlarla hiçbir akrabalığı bulunmayacaktır. İşte bu on ikinci halifenin ölümünden sonra kâinat yok olacaktır.
İbn-i Hacer es-Savâik adlı eserinde bu görüşü şiddetle eleştirmekte ve şöyle yazmaktadır:
“Bu, tamamen hayalî ve asılsız bir rivayettir, bu rivayete istinat edilemez.”[34]
Başka bir grubun görüşü: “Bu hadis-i şerifte Hz. Resulullah (s.a.a) e-fendimiz büyük bir ihtimalle kendilerinden sonra vuku bulacak şaşırtıcı olaylarla fitneleri haber vermektedir. Ondan sonra insanlar gruplaşacak ve her grup belli bir adamın emri ve komutası altında toplanacaktır. Yani aynı anda 12 kişi bu ümmete imamlıkta ve emirlikte bulunacaktır! Eğer Hz. Resulullah (s.a.a) efendimizin maksadı bundan başka bir şey olmuş olsaydı şöyle buyurmaları gerekirdi: "Benden sonra 12 kişi gelecek, iktidara geçecek ve şöyle şöyle yönetimde bulunacaklardır." O, böyle buyurmadığına göre, şöyle demek istemektedir: "Bu 12 kişi birlikte ve aynı zamanda yönetimin başına geçeceklerdir”.[35]
Ve yine şöyle denilmiştir:“Böyle bir durum hicretin 5. yüzyılında sadece Endülüste vuku bulmuştur ve aynı zamanda 6 kişi çeşitli yerlerde yönetimin başına geçmiş ve her biri de kendisinin halife olduğunu söylemiştir. Bu izafeten Mısır'da bir yönetici ve Bağdat'ta da Abbasî halifesi vardı; kezâ yine o günlerde İslâm topraklarının çeşitli noktalarında yine halifelik iddiasında bulunan daha birçok Alevî, hatta Haricî de vardı.”[36]
İbn-i Hacer bu görüşün yorumunda şöyle diyor: “Bu, hadis bilimi denilen şeyden; Buharî'deki rivayetlerin özetini çıkarmaktan başka şey bilmeyen birinin öne sürebileceği ham bir görüştür.”[37]
Daha sonra İbn-i Hacer şöyle eklemektedir: "Aynı anda birkaç halifenin varlığı parçalanma ve bölünmeyle aynı anlama gelir, dolayısıyla hadisten kastedilen bu olamaz.”[38]
Açıklandığı gibi Ehlisünnet alimleri zikri geçen rivayetleri tefsir ve yorumunda ortak bir görüşe ulaşamadıkları gibi Allah Resulünün (s.a.a) isimlerini açıkladığı on iki kişiyi gizlemeye çalışmışlardır. Zira asırlarca Ehlisünnet üzerindeki hakim siyaset tezatlarla doludur. Bu rivayetleri Ehlibeyt hadisçileri kendi eserlerinde salih sahabelere dayandırarak Peygamberden (s.a.a) rivayet etmişlerdir. Biz gelecek bölümde her iki grubun isimlerini zikrettiği ravilerin az bir kısmını dile getirmekle yetineceğiz.
Ehlisünnet Kitaplarında On İki İmamın İsimleri
a)     İmam Cüveyni[39]Abdullah b. Abbas’ın şöyle dediğini naklediyor: Hakikaten benden sonra vasiler on iki kişidir, onların birincisi Ali b. Ebi Talib ve sonuncusu Mehdi’dir.
b)    İmam Cüveyni yine kendi senediyle İbn-i Abbas’ın şöyle dediğini naklediyor: Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: “Hakikaten benim halifelerim, vasilerim ve benden sonra Allah’ın insanlar üzerindeki hüccetleri on iki kişidir. Onların ilki kardeşim ve sonuncusu oğlum (torunum) olacaktır.” Denildi ki: Ey Allah’ın Resulü! Sizin kardeşiniz kimdir? Şöyle buyurdular: “Ali b. Ebi Talib.” Denildi ki: Sizin oğlunuz kimdir? Buyurdular ki “O, Mehdi’dir. Yeryüzü zulüm ve sitemle dolduktan sonra adaletle dolduracaktır. Beni müjdeleyici ve korkutucu olarak hak üzere gönderene andolsun. Dünyanın ömrüne bir gün dahi kalmış olsa Allah Teala oğlum Mehdi çıkıncaya, Meryem Oğlu İsa Ruhullah inip onun arkasında namaz kılıncaya ve yeryüzü Allah’ın nuruyla aydınlanıp doğudan batıya hükmedinceye kadar bu günü uzatacaktır.”
c)     Yine Cüveyni kendi senedinde ravinin şöyle dediğini naklediyor: Allah Resulünün (s.a.a) şöyle dediğin işittim: “Ben, Ali, Hasan, Hüseyin ve Hüseyin’in dokuz çocuğu masumlarız.”[40]
Ehlisünnet mektebine hakim olan siyaset asırlarca bu ve benzeri hadisleri İslam ümmetinden uzaklaştırıp onlar üzerine perde örtmekti. Ancak bu mektebin büyük bir çoğunluğu bu doğrultuda değerli çalışmalar yapmıştır. Biz bunların örneklerini “Mealimü’l Medreseteyn” adlı kitabımızda ele aldık. Burada söz konusu hadisleri getirmeye mecal olmadığı için sadece on iki imamı tanıtan rivayetlere yer verdik. Allah Resulünden rivayet edilen bu hadislerde söz konusu imamların isimlerine mütevatır yolla işaret edilmiştir.
Allah Resulünden (s.a.a) Sonra On İki İmamın Tanıtımı
Birinci İmam: Müminlerin Emiri Ali (a.s). Babası Ebu Talib b. Haşim ve annesi Esed kızı Fatıma binti Haşim. Künyesi: Ebu’l Hasan ve’l Hüseyin, Ebu Turab. Lakabı: Vasi, Emirü’l Müminin. Doğumu: (M) 29.07.599, (H) H.Ö. (23) 3 Recep. Doğduğu yer: Ka’be.[41]Vefatı: (M) 24.01.661, (H) 22 Ramazan 40 yılında Abdürrahman b. Mülcem’in eliyle şehit edilmiş ve Kufe dışında Necefi Eşref şehrinde defnedilmiştir.
İkinci İmam: Hasan b. Ali b. Ebi Talib (a.s). Annesi: Peygamberimizin (s.a.a) gözbebeği Fatımatü’z Zehra’dır (s.a). Künyesi: Ebu Muhammed’tir. Lakabı: Sıbti Ekber ve Mücteba’dır. Doğumu: (M) 12.03.624, (H) Ramazan 3. Vefatı: (M) 25.03.670, (H) 28 Sefer 50 yılında şehit edilmiş ve Medineyi Münevvere’de Bâki mezarlığına defnedilmiştir.
Üçüncü İmam: Hüseyin b. Ali b. Ebi Talib (a.s). Annesi: Peygamberimizin (s.a.a) gözbebeği Fatımatü’z Zehra’dır (s.a). Künyesi: Ebu Abdillah. Lakabı: Sıbt ve Şehidi Kerbela. Doğumu: Hicri dördüncü yılın Şaban ayının üçünde Medine’de doğmuştur. Vefatı: Hicri 61’de Muharrem ayının onunda ehlibeyti ve yaranlarıyla birlikte Kerbela’da Yezidilerin eliyle şehadete kavuşmuştur. Kabri Irak’ın şehirlerinden birisi olan Kerbela şehrindedir.[42]
Dördüncü İmam:Ali b. Hüseyin (a.s). Annesi: Gazele veya Şah Zenan. Künyesi: Zeynü’l Abidin ve Seccad. Doğumu: Hicri 33 veya 37 veya 38. yılı Medine. Vefat: Hicri 94’te şehit edilmiş ve Bâki mezarlığına amcası İmam Hasan’ın (a.s) yanına defnedilmiştir.[43]
Beşinci İmam:Muhammed b. Ali (a.s). Annesi Fatma Binti Hasan. Künyesi: Ebu Cafer. Lakabı: Bakır. Doğumu: Hicri 57 Medine. Vefat: Hicri 117 yılında Medine’de şahadete ulaşmış ve Bâki mezarlığında babası Zeynü’l Abidin’in (a.s) yanına defnedilmiştir.[44]
Altıncı İmam:Cafer b. Muhammed (a.s). Annesi Ümmü Ferve. Künyesi: Ebu Abdillah. Lakabı: Sadık. Doğumu: Hicri 73 Medine. Vefat: Hicri 148’de şehadete kavuşmuş ve Bâki mezarlığında babası İmam Bakır’ın (a.s) yanına defnedilmiştir.[45]
Yedinci İmam:Musa b. Cafer (a.s). Annesi: Hamide. Künyesi: Ebu’l Hasan. Lakabı: Kazım. Doğumu: Hicri 128 Medine. Vefatı: Hicri 183’de Harun Reşid’in zindanında Bağdat’ta şahadete ulaşmış ve Kazımiyye ismiyle meşhur olan şehirde defnedilmiştir. [46]
Sekizinci İmam:Ali b. Musa (a.s). Annesi: Hizran. Künyesi: Ebu’l Hasan. Lakabı: Rıza. Doğumu: Hicri 153 Medineyi Münevvere. Vefat: Hicri 203’de şahadete ulaşmış ve Meşhed/Tus (Horasan) şehrinde defnedilmiştir.[47]
Dokuzuncu İmam: Muhammed b. Ali (a.s). Annesi: Sekine/Sukeyne. Künyesi: Ebu Abdillah. Doğumu: Hicri 159 Medineyi Münevvere. Vefatı: Hicri 220’de Bağdat’da şahadete ulaşmış ve dedesi Musa b. Cafer’in (a.s) yanına defnedilmiştir.[48]
Onuncu İmam: Ali b. Muhammed (a.s). Annesi: Semane Mağribiyye. Künyesi: Ebu’l Hasan Askeri. Lakabı: Hadi. Doğumu: Hicri 214 Medineyi Münevvere. Vefatı: Hicri 254 yılında şahadete ulaşmış ve Irak’ın Samara şehrinde defnedilmiştir.[49]
On Birinci İmam:Hasan b. Ali. Annesi: Susen. Künyesi: Ebu Muhammed. Lakabı:Askeri. Doğumu: Hicri 231 Samara şehri. Vefat: Hicri 260 şahadete ulaşmış ve Samara şehrine defnedilmiştir.[50]
On İkinci İmam:Hz. Hüccet b. El-Hasan (a.c.f). Annesi: Nergis veya Saygel. Künyesi: Ebu Abdillah ve Ebu’l Kasım. Lakabı: Kaim, Müntezar, Halef, Mehdi ve Sahibü’z Zaman. Doğumu: Hicri 255 Samara.
İmam Mehdi (a.c.f) on iki imamın sonuncusu olup şimdiye kadar hayattadır. Allah’ın izniyle ve O’nun emriyle bir gün gelecek kıyam edecek ve yeryüzünü adaletle dolduracaktır.
Çok Önemli Bir Hatırlatma:
Geçmişte zikri geçen hadislerin birinde şöyle gelmişti:
Onlardan on iki imam gelip geçecek ve sonra fitne ve kargaşa baş gösterecektir.
Başka bir hadiste şöyle buyrulmuştu:
Bu din Kureyşten on iki kişi oldukça sapa sağlam ayakta kalacaktır ve bunların dünyadan gitmesiyle yeryüzü ehlini yutacaktır.
Bu iki ibaret on ikinci imamdan sonra bu dünyanın ömrünün sona ereceğini gösteriyor. Dolayısıyla on iki imamdan birisinin dünyanın sonuna kadar yaşamasını gerekli kılmaktadır ki Muhammed b. Hasan Askeri’nin (a.s) ömrü bu şekildedir. Zira zikri geçen rivayetlerin tamamı sadece on iki imamın varlığını doğrulamakta ve bunların dışında kalanları doğrulamamaktadır.
Velhamdü Lillahi Rabbil Alemin.

ALT BİLGİ
[1] -Sahihi Müslim, c.3, s.1453, hadis 1821. Bu rivayeti Cabir’in kendisi yazdığı için seçtik; Sahihi Buhari, c. 4, s. 165, el-Ahkam; Süneni Tirmizi, Bab: Ma cae fi’l Hulefai min ebvabi’l fiten; Süneni Ebu Davud, c. 3, s. 106, Kiatabü’l Mehdi; Müsnedi Ahmed, c. 5, s. 86,90,92,101,106,108. Kenzü’l Ummal, c. 13, s. 26-27; Hilyetü’l Evliyai Ebu Naim, c. 4, s. 333. Cabir b. Semure b. Amiri, Sad b. Ebi Vakkas’ın bacısının oğludur ve hicri yetmiş yılında Kufe’de vefat etmiştir. Sahih kitap sahipleri bu şahıstan 164 hadis rivayet etmiştir. Söz konusu şahsın tarihçesine Esedü’l Gabe, Takribü’t Tehzib ve Cevamiu’s Sire kitaplarında yer verilmiştir.
[2] -Fethu’l Bari, c. 16, s. 338; Müstedrekü’s Sahiheyn, c. 3, s. 617.
[3] -Fethu’l Bari, c. 16, s. 338.
[4] -Müntehabu Kenzü’l Ummal, c. 5, s. 321; Tarihi İbn-i Kesir, c. 6, s. 249; Tarihu’l Hulefa, Suyuti, s. 10; Kenzü’l Ummal, c. 13, s. 28; es-Savaiku’l Muhrika, s. 28.
[5] -Kenzü’l Ummal, c. 13, s. 27; Muntehabu Kenzü’l Ummal, c. 5, s. 312.
[6] -Şerhu Sahihi Müslim, Nevevi, C. 12, s. 202; es-Sevaiku’l Muhrike, s. 18; Tarihu’l Hulefa, Suyuti, s. 10.
[7] -Kenzü’l Ummal, c. 13, s. 27.
[8] -Kenzü’l Ummal, c. 13, s. 27.
[9] -Müsnedi Ahmed, c. 1, s. 398 ve 406; Ahmed Şakir birinci haşiyede (398) şöyle diyor: Bunun senedi sahihtir. Müstedreki Hakim ve Telhisi Müstedreki Hakim, c. 4, s. 501; Fethu’l Bari, c. 16, s. 339; Mecmeu’z Zevaid, c. 5, s. 190; es-Sevaiku’l Muhrike, İbn-i Hacer, s. 12; Tarihu’l Hulefa, Suyuti, s. 10; Ceamiu’s Sagir, Suyuti, c. 1, s. 75; Kenzü’l Ummal, c. 13, s. 27.
[10] -Tarihi İbn-i Kesir, c. 6, s. 248; Kenzü’l Ummal, c. 13, s. 27; Şevahidü’t Tenzil, Haskalani, c. 1, s. 455, hadis 426.
[11] -İbn-i Kesir, c. 6, s. 248.
[12] -Nehcü’l Belaga, hutbe 142.
[13] -Yenabiu’l Mevedde, Şeyh Süleyman Hanefi, s. 523; İhyau Ulumu’d Din, Gazali , c. 1, s. 4; Hilyetü’l Evliya, c. 1, s. 80.
[14] -Tarihi İbn-i Kesir, c. 6, s. 249-250.
[15] -Ahdi Kadim, Seferü’t Tekrin, bab 17, sayı 20, s. 22-23.
[16] -el-Mucemü’l Hadis, İbri-Arabi, s. 316.
[17] -a.g.e. s. 360.
[18] -a.g.e. s. 84 ve 317
[19] -el-Mucemü’l Hadis, İbri-Arabi, s. 84-317.
[20] -a. g.e.
[21] -Tarihi Yakubi, c. 1, s. 24-25, Neşri Müesseseyi Ferhengi Ehlibeyt (a.s), Kum.
[22] -Tevrat’ın İbri metni, Üstat Ahmed el-Vasiti, Mecelleyi et Tevhit, Sazmani Tebligati İslami, Tahran, sayı 54, s. 127- 128.
[23] -İbn-i Arabi’nin Sünen şerhi , c. 9, s. 68-69.
[24] -Nevevi’nin Sahihi Müslim şerhi, c. 13, s. 201-202; Fethu’l Bari, c. 16.
[25] -Tarihu’l Hulefa, Suyuti, s. 12.
[26] -Fethu’l Bari, c. 6, s. 341; Tarihu’l Hulefa, s. 12.
[27] - Fethu’l Bari, c. 6, s. 341; Tarihu’l Hulefa, s. 12.
[28] -es-Sevaiku’l Muhrike, s. 19; Tarihu’l Hulefa, Suyuti, s. 12.
[29] -Nevevi’nin Sahihi Müslim şerhi, c. 12, s. 202-203; Fethu’l Bari, c. 16, s. 338-341; Tarihu’l Hulefa, Suyuti, s. 10.
[30] -Tarihi İbn-i Kesir, c. 6, s. 249, Beyhaki’nin nakli.
[31] -Tarihu’l Hulefa, s. 11; es-Sevaiku’l Muhrike, s. 19; Fethu’l Bari, c. 16, s. 341.
[32] - Tarihi İbn-i Kesir, c. 6, s. 249-250.
[33] -Fethu’l Bari, c. 16, s. 340, İbn-i Cevzi’nin Keşfu’l Müşkil kitabından nakil.
[34] -Fethu’l Bari, c. 16, s. 341; es-Sevaiku’l Muhrike, s. 19.
[35] - Fethu’l Bari, c. 16, s. 338.
[36] -Şerhi Nevevi, c. 12, s. 202; Fethu’l Bari, c. 16, s. 339.
[37] -Fethu’l Bari, c. 16, s. 338.
[38] - Fethu’l Bari, c. 16, s. 339.
[39] -Tezkiretü’l Hafız, Zehebi, s. 1505.
[40] -Feraidü’l Müslimin, a,b ve c hadisleri, Nushayi hatti Kitaphaneyi Merkezi Daneşgaki Tahran be şomareyi 1164 ve 1690-1691, berge 160.
[41] -İmamın (a.s) annesi Fatıma binti Esed hamile halde tavafla meşguldü, bu haldeyken doğum sancısı tuttu. Ka’be’nin kabısı açıldı ve o içeri girdi ve oğlunu dünyaya getirdi. Daha fazla bilgi için bkz: Müstedrek, c. 3, s. 483; Tezkiretü havassı’l Eimme, s. 10; Menakıbi İbn-i Megazi, s. 7.
[42] -Şerhi Hali Eimme: Hicri 40, 50 ve 60 yılları, Tarihi Taberi, İbn-i Esir, Zehebi ve İbn-i Kesir ve keza bkz: Tarihi Bağdad, Tarihi Dımeşk, İstiab, Esedü’l Gabe, Esabe, Tabakati İbn-i Sa’d-yeni baskı.
[43] -Tarihi İbn-i Esir, İbn-i Kesir ve Zehebi. Hicri 94 yılı hadiseleri ve keza İmamın (a.s) şerhi hali için bkz: Tabakatı İbn-i Sa’d, Hilyetü’l Evliya, Tarihi Yakubi, c. 2, s. 303, Tarihi Mesudi, c. 3, s. 160.
[44] -Tezkiretü’l Hulefa, Zehebi; Vefiyyatü’l A’yan; Safvetü’s Safve; Hilyetü’l Evliya, Tarihi Yakubi, c. 2, s. 320; Tarihi İslam, Zehebi, Tarih İbn-i Kesir. Hicri 115, 117 ve 118 yılları İmam Bakır’ın (a.s) şerhi hali.
[45] -Şerhi hali İmam Sadık (a.s), Hilyetü’l Evliya; Tarihi Yakubi, c. 2, s. 381 ve Tarihi Mesudi, c. 3, s. 346.
[46] -Şerhi hali İmam Kazım (a.s), Mekatilü’t Talibin, Tarihi Bağdad, Safvetü’s Safve, Tarihi İbn-i Kesir, c. 2, s. 18 ve Tarihi Yakubi, c. 2, s. 414.
[47] -Tarihi Taberi, İbn-i Kesir, Tarihu’l İslam, Zehebi, Vefiyyatü’l A’yan. Hicri 203 yılı hadiseleri, Tarihi Yakubi, c. 2, s. 453 ve Mesudi, c. 3, s. 441.
[48] -Tarihi Bağdad, c. 3, s. 54, Vefiyyatü’l A’yan, Şezüratü’t Zehab, c. 2, s. 48 ve Mesudi c. 2, s. 48 ve Mesudi c. 3, s. 464.
[49] -Tarihi Bağdat, c. 12, s. 56; Vefiyyatü’l A’yan, Tarihi Yakubi, c. 2, s. 484 ve Mesudi c. 4, s. 84.


http://www.sibtayn.com/tr

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile